İstirdat Davası

İstirdat davası, borçlu olmadığı halde icra takibi nedeniyle ödeme yapmak zorunda kalan kişinin, ödediği paranın iadesini talep ettiği davadır. Uygulamada özellikle kesinleşmiş icra takipleri, kambiyo senetlerine dayalı takipler, banka ve abonelik borçları, kefalet ilişkileri, haksız tahsilatlar ve itiraz süresi kaçırılmış icra dosyalarında gündeme gelir. Bu dava, yalnızca “ödediğim parayı geri istiyorum” şeklinde basit bir alacak talebi değildir; icra hukuku, maddi hukuk, ispat kuralları, hak düşürücü süre ve takip dosyasındaki ödeme biçimi birlikte değerlendirilmelidir.
İstirdat davasının temel dayanağı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesidir. Kanuna göre takibe itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olması nedeniyle borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek zorunda kalan kişi, ödediği tarihten itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurarak paranın geri verilmesini isteyebilir. Aynı maddede menfi tespit davası devam ederken borcun ödenmesi halinde davaya istirdat davası olarak devam edileceği de düzenlenmiştir.
İstirdat Davası Nedir?
İstirdat davası, icra takibi kapsamında borçlu olmadığı halde ödeme yapan kişinin, bu ödemenin kendisine iadesini sağlamak amacıyla açtığı eda davasıdır. Burada mahkemeden yalnızca borçlu olunmadığının tespiti değil, ödenen paranın davalıdan tahsili istenir.
Bu yönüyle istirdat davası, menfi tespit davasından ayrılır. Menfi tespit davasında kişi, henüz ödeme yapmadan önce borçlu olmadığının tespitini ister. İstirdat davasında ise ödeme yapılmış, para alacaklıya geçmiş ve artık bu paranın geri alınması gündeme gelmiştir.
Uygulamada istirdat davası çoğu zaman şu durumlarda ortaya çıkar:
- Ödeme emrine süresinde itiraz edilmemiştir.
- İtiraz edilmiş ancak itiraz kaldırılmıştır.
- Kambiyo senedine dayalı takip kesinleşmiştir.
- Maaş haczi, banka haczi veya malvarlığı üzerindeki haciz baskısı nedeniyle ödeme yapılmıştır.
- Menfi tespit davası devam ederken icra tehdidi nedeniyle borç ödenmiştir.
- Kişi, gerçekte borçlu olmadığı bir tutarı icra dosyası üzerinden ödemek zorunda kalmıştır.
Bu davada mahkeme, yalnızca takip işlemlerinin şekli olarak doğru olup olmadığını değil; takip konusu borcun maddi hukuk bakımından gerçekten mevcut olup olmadığını inceler.
İstirdat Davasının Hukuki Dayanağı
İstirdat davası İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde, menfi tespit ve istirdat davalarını birlikte ele alır. Kanun sistematiğinde bu iki dava birbirinden tamamen kopuk değildir; aksine çoğu olayda birbirine dönüşebilen, aynı borç ilişkisinin farklı aşamalarında gündeme gelen hukuki yollardır.
İİK m. 72’ye göre:
İcra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ileri süren kişi menfi tespit davası açabilir. Takipten önce açılan menfi tespit davasında mahkeme, teminat karşılığında takibin durdurulmasına karar verebilir. Takipten sonra açılan menfi tespit davasında ise takip tamamen durdurulamaz; ancak teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde tedbir istenebilir. Borçlu, menfi tespit davası sırasında tedbir kararı almamış ve borç ödenmişse davaya istirdat davası olarak devam edilir.
Bu düzenleme, icra hukukunun şekli işleyişi nedeniyle haksız ödeme yapmak zorunda kalan borçlunun, maddi hukuk bakımından korunmasını amaçlar. Çünkü icra takibi kesinleşmiş olsa bile, takip konusu alacağın gerçekte mevcut olup olmadığı her zaman icra müdürlüğünce incelenmez. İstirdat davası bu noktada borçluya, haksız ödemenin iadesi için esaslı bir yargısal yol sağlar.
İstirdat Davası Hangi Şartlarda Açılır?
İstirdat davasının açılabilmesi için her ödeme yeterli değildir. Kanunda ve Yargıtay uygulamasında bu davanın kabul edilebilmesi için bazı temel şartlar aranır.
Borçlu Olunmayan Bir Para Ödenmiş Olmalıdır
Davanın özü, gerçekte borçlu olunmayan bir paranın ödenmiş olmasıdır. Bu borç hiç doğmamış olabilir, sona ermiş olabilir, zamanaşımına uğramış olabilir, senet geçersiz olabilir, kefalet hukuken bağlayıcı olmayabilir veya talep edilen miktar fazla hesaplanmış olabilir.
Örneğin kişi aynı borcu daha önce ödemiş olmasına rağmen icra takibine maruz kalmışsa, geçersiz bir senet nedeniyle ödeme yapmışsa ya da kefalet şartları oluşmadığı halde kefil sıfatıyla takip edilmişse istirdat davası gündeme gelebilir.
Ödeme Cebri İcra Tehdidi Altında Yapılmış Olmalıdır
İstirdat davasının en ayırt edici unsurlarından biri, ödemenin icra tehdidi altında yapılmasıdır. Kişinin kendi iradesiyle, icra dosyası dışında ve herhangi bir takip baskısı olmadan yaptığı ödeme, her zaman İİK m. 72 anlamında istirdat davasına konu edilemeyebilir.
Yargıtay uygulamasında, İİK m. 72 kapsamındaki istirdat davasının dinlenebilmesi için iadesi istenen paranın kural olarak icra takibi sırasında ve icra dosyası bağlantısı içinde ödenmiş olması gerektiği kabul edilmektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 06.12.2017 tarihli, 2016/6087 E. ve 2017/17160 K. sayılı kararında da, istirdat davasının ilk şartının geri verilmesi istenen paranın icra takibi sırasında icra dairesine ödenmesi olduğu vurgulanmıştır.
Bu nedenle ödeme “haricen” yapılmışsa, yani icra dosyasına değil doğrudan alacaklıya verilmişse, uyuşmazlık çoğu durumda İİK m. 72 anlamında istirdat davası değil; Türk Borçlar Kanunu kapsamında sebepsiz zenginleşme veya genel hükümlerden doğan alacak davası olarak değerlendirilebilir. Anayasa Mahkemesi kararında aktarılan Yargıtay uygulamasında da haricen yapılan ödemenin İİK m. 72 kapsamındaki istirdat davası olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir.
Takip Kesinleşmiş veya Borçlu Ödeme Yapmak Zorunda Kalmış Olmalıdır
İstirdat davası genellikle takibin kesinleşmesinden sonra gündeme gelir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş, itiraz etmişse de itirazı kaldırılmış veya takip başka bir nedenle ilerlemiş olabilir. Haciz, satış, maaş kesintisi, banka hesabına bloke ya da malvarlığı üzerindeki icra baskısı nedeniyle kişi ödeme yapmak zorunda kalabilir.
Burada önemli olan, ödemenin serbest bir tercih değil, icra takibinin doğurduğu hukuki baskı altında yapılmış olmasıdır.
Ödeme Tamamen Yapılmış Olmalıdır
İİK m. 72/7 hükmünde, borçlu olmadığı bir parayı “tamamen ödemek mecburiyetinde kalan” kişiden söz edilir. Bu nedenle bir yıllık sürenin ne zaman başlayacağı bakımından ödemenin tamamlanıp tamamlanmadığı büyük önem taşır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 15.09.2021 tarihli, 2021/7624 E. ve 2021/11912 K. sayılı kararında, istirdat davasındaki bir yıllık hak düşürücü sürenin cebri icra tehdidi altındaki ödemenin tamamen yapılması ile başlayacağı, kısmi ödeme halinde sürenin işlemeye başlamayacağı kabul edilmiştir.
Bu karar, özellikle maaş hacziyle parça parça tahsilat yapılan dosyalar, banka kesintileri ve taksitli ödeme durumları bakımından önemlidir.
İstirdat Davasında Süre
İstirdat davası, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süre niteliğindedir. Hak düşürücü süre olması nedeniyle mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınır.
Ancak sürenin başlangıcı her olayda basit değildir. Özellikle kısmi ödemelerde, maaş hacizlerinde, dosyaya farklı tarihlerde ödeme yapılmasında veya menfi tespit davası devam ederken ödemelerin sürmesinde ayrıntılı değerlendirme gerekir.
Kanun metninde ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde dava açılabileceği belirtilmiş, Yargıtay ise bu sürenin borcun tamamen ödenmesiyle başlayacağını kabul etmiştir.
Ticari nitelikteki istirdat davalarında dava açmadan önce arabuluculuğa başvurulması dava şartı olabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi, konusu bir miktar para olan ticari alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında arabulucuya başvuruyu dava şartı olarak düzenlemektedir. Arabuluculuk bürosuna başvurudan son tutanağın düzenlenmesine kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.
Bu nedenle istirdat davasında süre hesabı yapılırken yalnızca ödeme tarihi değil; ödeme biçimi, takibin niteliği, arabuluculuk zorunluluğu, son tutanak tarihi ve dava açılış tarihi birlikte değerlendirilmelidir.
Menfi Tespit Davasının İstirdat Davasına Dönüşmesi
Menfi tespit davası devam ederken borç icra takibi nedeniyle ödenirse, dava kendiliğinden istirdat davasına dönüşebilir. Bu dönüşüm, davacının ayrıca ıslah yapmasına veya karşı tarafın muvafakatine bağlı değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.01.2022 tarihli, 2019/(13)3-536 E. ve 2022/43 K. sayılı kararında; menfi tespit davası sırasında tedbir kararı alınmamış ve borç ödenmişse, davaya istirdat davası olarak devam edileceği, mahkemenin bu durumu kendiliğinden dikkate alması gerektiği belirtilmiştir. Aynı kararda, istirdada dönüşen davada dava tarihinden sonraki ödemelerin de dikkate alınabileceği kabul edilmiştir.
Bu husus uygulamada oldukça önemlidir. Çünkü borçlu, menfi tespit davası açmış olsa bile icra takibi tamamen durmamış olabilir. Tedbir alınmamışsa veya tedbir alacaklıya ödeme yapılmasını engellememişse, takip devam edebilir ve borçludan tahsilat yapılabilir. Bu durumda dava artık sadece “borçlu olunmadığının tespiti” ile sınırlı kalmaz; ödenen paranın iadesi de yargılamanın konusu haline gelir.
İstirdat Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
İstirdat davasında yetki bakımından İİK m. 72 özel düzenleme içerir. Buna göre menfi tespit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir.
Görevli mahkeme ise uyuşmazlığın temelindeki hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenir. Genel nitelikteki uyuşmazlıklarda asliye hukuk mahkemesi görevli olabilir. Tarafların tacir olduğu ve uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgili bulunduğu durumlarda asliye ticaret mahkemesi; tüketici işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda tüketici mahkemesi; iş ilişkisi bağlantılı uyuşmazlıklarda iş mahkemesi gündeme gelebilir.
Bu nedenle istirdat davasında mahkeme seçimi yalnızca “icra dosyası nerede?” sorusuyla belirlenmez. Borcun kaynağı, tarafların sıfatı, sözleşmenin türü, takip dayanağı belge ve uyuşmazlığın özel kanun kapsamında kalıp kalmadığı birlikte incelenmelidir.
İstirdat Davasında İspat Yükü
İİK m. 72’ye göre davacı, istirdat davasında yalnızca paranın verilmesi gerekmediğini ispatla yükümlüdür. Diğer bir ifadeyle davacı, takip konusu borcun mevcut olmadığını veya ödenen tutarın hukuken talep edilemeyeceğini ortaya koymalıdır.
İspat, her olayın niteliğine göre değişir. Örneğin:
Bir senet nedeniyle ödeme yapılmışsa senedin geçersizliği, bedelsizliği, zamanaşımı, imza itirazı, teminat senedi niteliği veya borcun daha önce sona erdiği ileri sürülebilir. Banka kredisi veya kefalet ilişkisi varsa kefaletin şekil şartları, asıl borcun durumu, tüketici mevzuatı ve sözleşme hükümleri incelenmelidir. Abonelik borçlarında kaçak kullanım tespit tutanakları, sayaç kayıtları, sözleşme dönemi ve fiili kullanım araştırılmalıdır. Aynı borcun mükerrer tahsili iddia ediliyorsa ödeme dekontları, icra dosyası kapak hesabı, tahsil harcı ve alacaklı beyanları önem kazanır.
İstirdat davasında başarılı bir hukuki değerlendirme için yalnızca dava dilekçesi hazırlanması yeterli değildir. İcra dosyasının tüm safahatı, ödeme emri, kesinleşme tarihi, haciz işlemleri, tahsilat makbuzları, dosya hesabı, dayanak belge ve taraflar arasındaki temel ilişki birlikte analiz edilmelidir.
Haricen Ödeme Yapılmışsa İstirdat Davası Açılabilir mi?
Uygulamada en çok karıştırılan konulardan biri budur. Borçlu, icra takibi nedeniyle baskı hissetmiş olsa bile ödemeyi icra dosyasına değil doğrudan alacaklıya yapmış olabilir. Bu durumda açılacak davanın hukuki niteliği değişebilir.
Yargıtay uygulamasında, İİK m. 72 anlamındaki istirdat davasının kabulü için ödemenin icra takibi kapsamında yapılması gerektiği kabul edilmektedir. Haricen yapılan ödemelerde talep, çoğu durumda sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı alacak davası olarak değerlendirilir. Anayasa Mahkemesi’nin 22.04.2025 tarihli, 2024/142 E. ve 2025/97 K. sayılı kararında aktarılan Yargıtay kararlarında da icra takip dosyasına değil alacaklıya haricen yapılan ödemenin İİK m. 72 kapsamında istirdat davası olarak nitelendirilemeyeceği vurgulanmıştır.
Bu ayrım yalnızca teorik değildir. Davanın niteliği; süreyi, görevli mahkemeyi, ispat yükünü, arabuluculuk zorunluluğunu, faiz başlangıcını ve talep edilebilecek alacak kalemlerini etkileyebilir. Bu nedenle ödeme yapılmadan önce veya ödeme yapıldıktan hemen sonra hukuki değerlendirme yapılması hak kaybını önleyebilir.
İstirdat Davasında Talep Edilebilecek Kalemler
İstirdat davasında temel talep, borçlu olunmadığı halde ödenen paranın iadesidir. Ancak somut olayın özelliklerine göre yalnızca ana para değil, faiz ve bazı fer’i kalemler de gündeme gelebilir.
Talep edilebilecek başlıca kalemler şunlardır:
Ödenen asıl alacak, takip kapsamında ödenen faiz, haksız tahsil edilen icra giderleri, vekâlet ücreti, tahsil harcı, dosya masrafları ve ödeme tarihinden itibaren işleyecek faiz.
Ancak bu kalemlerin tamamının her dosyada otomatik olarak istenebileceği söylenemez. İcra dosyasındaki ödeme kalemleri, kapak hesabı, alacaklının tahsil ettiği tutar, tahsilatın hangi kaleme mahsup edildiği ve davanın dayandığı hukuki sebep ayrı ayrı belirlenmelidir.
İstirdat Davası ve Kötü Niyet Tazminatı
Menfi tespit davasında, borçluyu dava açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, borçlunun talebi üzerine alacaklı aleyhine tazminata hükmedilebilir. İİK m. 72’de bu tazminatın, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamayacağı düzenlenmiştir.
İstirdat davası bakımından kötü niyetin ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Her haksız takip otomatik olarak kötü niyetli kabul edilmez. Alacaklının alacağının mevcut olmadığını bilmesine rağmen takip başlatması, mükerrer tahsilat yapması, geçersiz belgeye dayanması, ödenmiş borcu yeniden takibe koyması veya açıkça dayanaksız bir talepte bulunması halinde kötü niyet tartışması gündeme gelebilir.
Bu nedenle dava dilekçesinde yalnızca “borç yoktur” denilmesi yeterli değildir. Alacaklının takibi başlatırken veya sürdürürken hangi nedenle haksız ve kötü niyetli olduğu somut delillerle ortaya konulmalıdır.
İstirdat Davasında Yargıtay Kararları Işığında Öne Çıkan İlkeler
Bir Yıllık Süre Tam Ödeme ile Başlar
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 15.09.2021 tarihli, 2021/7624 E. ve 2021/11912 K. sayılı kararına göre istirdat davasında bir yıllık hak düşürücü süre, cebri icra tehdidi altında yapılan ödemenin tamamen gerçekleşmesiyle başlar. Kısmi ödeme halinde süre işlemeye başlamaz. Bu ilke, maaş haczi gibi parça parça tahsilat yapılan dosyalarda özellikle önemlidir.
Haricen Ödeme İİK 72 Kapsamında Değerlendirilmeyebilir
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 06.12.2017 tarihli, 2016/6087 E. ve 2017/17160 K. sayılı kararında; İİK m. 72’ye dayalı istirdat davasının ilk şartının paranın icra takibi sırasında icra dairesine ödenmesi olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle icra dosyasına değil alacaklıya doğrudan yapılan ödemelerde, davanın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre değerlendirilmesi gerekebilir.
Menfi Tespit Davası Kendiliğinden İstirdat Davasına Dönüşebilir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.01.2022 tarihli, 2019/(13)3-536 E. ve 2022/43 K. sayılı kararında; menfi tespit davası devam ederken borç ödenirse davanın kendiliğinden istirdat davasına dönüşeceği, mahkemenin bu durumu resen dikkate alması gerektiği ve dava tarihinden sonra yapılan ödemelerin de değerlendirmeye alınabileceği kabul edilmiştir.
İİK 72/7 Kapsamındaki İstirdat İlamı Kesinleşmeden İcraya Konulabilir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.02.2020 tarihli, 2018/8-55 E. ve 2020/130 K. sayılı kararında, İİK m. 72/7 kapsamında açılan istirdat davası sonucunda alınan ilamın para alacağına ilişkin olduğu ve kesinleşmeden icraya konulabileceği kabul edilmiştir.
Menfi Tespit Davasından Dönüşen İstirdat İlamında Kesinleşme Ayrımı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.03.2021 tarihli, 2017/8-1873 E. ve 2021/230 K. sayılı kararında ise menfi tespit davasından dönüşen istirdat ilamının kesinleşmeden icraya konulamayacağı yönünde değerlendirme yapılmıştır.
Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde, istirdat ilamının icraya konulup konulamayacağı konusunda davanın doğrudan İİK m. 72/7’ye dayalı olarak mı açıldığı, yoksa menfi tespit davasının yargılama sırasında istirdada mı dönüştüğü önem taşır.
Anayasa Mahkemesi’nin İİK 72/6 Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, 22.04.2025 tarihli, 2024/142 E. ve 2025/97 K. sayılı kararında İİK m. 72/6’da yer alan “Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Kararda, menfi tespit davası sırasında tedbir kararı alınmaması sebebiyle borcun ödenmesi halinde davaya istirdat davası olarak devam edilmesinin, borçluya yeni bir dava açmadan ödediği paranın iadesini sağlama imkânı verdiği belirtilmiştir.
Mahkeme ayrıca, menfi tespit davalarının istirdat davasına dönüşmesi için yalnızca borcun ödenmiş olmasının değil, ödemenin cebri icra tehdidi altında gerçekleşmesinin aranmasının borçlu ile alacaklı menfaatleri arasında denge kurma amacına yönelik olduğunu ifade etmiştir.
Bu karar, istirdat davalarında “ödemenin hangi koşullarda yapıldığı” sorusunun anayasal düzeyde de önem taşıdığını göstermektedir.
İstirdat Davasında Dava Süreci Nasıl İlerler?
İstirdat davası açılmadan önce ilk olarak icra dosyası ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Takibin türü, ödeme emrinin tebliğ tarihi, itiraz edilip edilmediği, haciz işlemleri, tahsilat tarihleri, dosya hesabı ve takip dayanağı belge belirlenmelidir.
Daha sonra ödemenin gerçekten icra tehdidi altında yapılıp yapılmadığı değerlendirilir. Ödeme icra dosyasına mı yapılmıştır, alacaklıya haricen mi verilmiştir, maaş hacziyle mi tahsil edilmiştir, banka hesabından mı kesilmiştir, yoksa ihtiyati haciz veya haciz baskısı nedeniyle mi ödeme yapılmıştır? Bu sorular davanın hukuki niteliğini doğrudan etkiler.
Ardından görevli mahkeme, yetkili mahkeme ve varsa arabuluculuk dava şartı değerlendirilir. Ticari uyuşmazlıklarda, tüketici uyuşmazlıklarında veya özel kanuna tabi ilişkilerde dava şartı arabuluculuk gözden kaçırılmamalıdır.
Dava açıldıktan sonra mahkeme, tarafların delillerini toplar. İcra dosyası celbedilir, ödeme kayıtları incelenir, gerekirse bilirkişi raporu alınır. Borcun doğup doğmadığı, sona erip ermediği, ödenen miktarın doğru olup olmadığı ve davacının gerçekten borçlu bulunup bulunmadığı araştırılır.
İstirdat Davasında Deliller
İstirdat davasında delil düzeni, davanın temelini oluşturur. Çünkü davacı, ödediği paranın verilmesinin gerekmediğini ispatlamak zorundadır.
Başlıca deliller şunlardır:
İcra takip dosyası, ödeme emri, takip talebi, dayanak senet veya sözleşme, ödeme dekontları, icra müdürlüğü tahsilat makbuzları, kapak hesabı, haciz tutanakları, maaş kesinti yazıları, banka bloke ve tahsil kayıtları, bilirkişi incelemesi, taraflar arasındaki yazışmalar, fatura ve abonelik kayıtları, kefalet sözleşmeleri, önceki ödeme belgeleri, mahkeme kararları ve tanık dahil hukuka uygun diğer deliller.
Özellikle kambiyo senetlerinde senedin düzenlenme nedeni, teslim ilişkisi, teminat amacı, ödeme kayıtları ve ticari defterler belirleyici olabilir. Abonelik ve tüketici uyuşmazlıklarında ise sayaç kayıtları, kullanım dönemleri, abone değişiklikleri, tüketim tespitleri ve idari işlem kayıtları önem taşır.
İstirdat Davası Hangi Uyuşmazlıklarda Sık Görülür?
İstirdat davası yalnızca klasik borç ilişkilerinde değil, farklı hukuki alanlarda da gündeme gelebilir.
Kambiyo senetlerine dayalı icra takiplerinde, senedin bedelsiz olduğu, teminat amacıyla verildiği veya borcun sona erdiği iddia edilebilir. Banka kredilerinde ve kefalet ilişkilerinde, kefaletin şekil şartlarına aykırı olması, asıl borçluya başvurulmadan kefile gidilmesi veya tüketici hukukuna aykırı tahsilat yapılması söz konusu olabilir. Abonelik sözleşmelerinde, eski abonenin borcunun yeni aboneden tahsil edilmesi, kaçak kullanım bedelinin hatalı kişiye yüklenmesi veya dönem dışı tahakkuk yapılması istirdat talebine neden olabilir.
Ayrıca aynı borcun iki kez tahsil edilmesi, icra dosyasında hatalı kapak hesabı yapılması, faiz ve masraf kalemlerinin yanlış hesaplanması, yetkisiz temsil veya geçersiz sözleşmeye dayalı takipler de istirdat davasına konu olabilir.
İstirdat Davasında Yapılan Yaygın Hatalar
İstirdat davasında en sık yapılan hata, davanın niteliğinin yanlış belirlenmesidir. Ödeme icra dosyasına yapılmadığı halde İİK m. 72’ye dayalı istirdat davası açılması, davanın reddi riskini doğurabilir. Böyle bir durumda sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılması gerekebilir.
İkinci hata, bir yıllık hak düşürücü sürenin yanlış hesaplanmasıdır. Özellikle kısmi ödemelerde, maaş kesintilerinde ve arabuluculuk sürecinin bulunduğu dosyalarda süre hesabı dikkatle yapılmalıdır.
Üçüncü hata, yalnızca icra dosyasına dayanarak dava açılmasıdır. Oysa mahkeme, takip konusu borcun maddi hukuk bakımından mevcut olup olmadığını araştırır. Bu nedenle borcun dayanağı olan sözleşme, senet, fatura, ödeme kaydı, banka evrakı ve diğer deliller eksiksiz sunulmalıdır.
Dördüncü hata, menfi tespit ve istirdat taleplerinin birbirine karıştırılmasıdır. Borç henüz ödenmemişse menfi tespit; ödeme yapılmışsa istirdat; yargılama sırasında ödeme yapılmışsa menfi tespitten istirdata dönüşüm gündeme gelir.
Profesyonel Hukuki Değerlendirmenin Önemi
İstirdat davası, süre ve ispat bakımından teknik bir davadır. Bir yıllık hak düşürücü süre, ödemenin icra dosyasına mı yoksa haricen mi yapıldığı, borcun tamamen ödenip ödenmediği, davanın ticari veya tüketici niteliği taşıyıp taşımadığı ve menfi tespit davasıyla bağlantı bulunup bulunmadığı her dosyada ayrıca değerlendirilmelidir.
Hatalı dava türü, yanlış mahkeme, eksik arabuluculuk başvurusu, hatalı süre hesabı veya yetersiz delil sunumu ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle icra dosyasına ödeme yapılmışsa, ödeme tarihleri ve tahsilat kalemleri gecikmeden incelenmeli; dava açma süresi dolmadan hukuki yol haritası belirlenmelidir.
Hukuki Değerlendirme ve Yol Haritası
İstirdat davası, icra hukukunun şekli sonuçları ile maddi hukukun gerçek borç ilişkisini dengeleyen önemli bir dava türüdür. Takibin kesinleşmiş olması, her zaman borcun gerçekten mevcut olduğu anlamına gelmez. Borçlu olmadığı halde icra baskısı altında ödeme yapan kişi, şartları varsa ödediği paranın iadesini talep edebilir.
Bu davada başarıya giden yol, icra dosyasının doğru okunması, ödemenin niteliğinin belirlenmesi, sürelerin dikkatle hesaplanması ve borcun neden mevcut olmadığının somut delillerle ortaya konulmasından geçer. Her dosyada takip türü, ödeme biçimi, taraf sıfatları ve temel borç ilişkisi farklı olduğundan, istirdat davası standart bir dilekçe ile değil, somut olayın özelliklerine göre hazırlanmış hukuki stratejiyle yürütülmelidir.
Henüz yorum yapılmamış.